İnsan; Düşünmeyen Düşünür

İnsan eşsiz bahane makinesidir, yeter ki bir şeyi yapmak istemeyin, canınız istemeyi versin, yeter ki bir şey aklımıza yatmasın, sonsuz sınırsız sayıda bahaneler bulacağız. Başımı kaşıyacak vaktim yok, zaten çok yoruluyorum biraz dinlenmeliyim gibi düşünceler normal hayatta aklımızın hep bir köşesindeki yerini korurdu, eve geldiğimizde çoğumuz televizyonu açarız, izleyeceğimiz için veya takip ettiğimiz programlar başladığı için değil, gürültü yapması için yapıyoruz bu eylemi. Peki neden buna ihtiyaç duyarız? Cevabı aslında şudur; kendimizle baş başa kalmak istemiyoruz, korkuyoruz yüzleşmekten, düşünmek istemiyoruz daha fazla, çünkü öyle öğretilmiştir bize, fazla düşünmemizi kimse istemez, ne bir devlet vatandaşının çok düşünmesini ister nede bir arkadaşımız, kapitalizmin sonucu oluşan çoğu marka müşterilerinin düşünmesini istemez. Neden reklamlarında sıklıkla şunu duyarız, ya da marketlerde raflarda şu yazıyı görürüz “düşünmeden alın” çok ironik değil midir sizce de? Oysa Aristo der ki İnsan düşünen bir hayvandır. Düşünmek bizim varlığımızın temel yapı taşıdır, diğer canlılardan ayrıştığımız en önemli farklılıktır. Yuval Noah Harari, Sapiens kitabında “Homo Sapiens” der, yani düşünen insan. Bu da açıklamaya yetmediği için biraz daha ileri gidip “Homo Sapiens Sapiens” der, yani “düşündüğünü düşünebilen insan” anlamına gelir. Peki varlığımız düşünme üzerine kurulmasına rağmen neden düşünmekten bu kadar uzağız. Bizi bu temel amacımızdan uzaklaştıran şeyler nelerdir? Kendimize neden bu kadar yabancılaştık? Bunun üzerine düşünmeye davet ediyorum. En azından neden düşünemediğimizi düşünmeye.

Şu anda bir rüyada olup olmadığımızı nasıl anlarız? Bir rüya gördüğümüzün ancak uyandığımızda farkına varabiliriz değil mi, oysa ki ne kadar da gerçekti. Kabuslar görürüz ve uyandığımızda neyse ki rüyaymış diye iç geçiririz. Peki şu anın da bir rüya olmadığını nereden anlarız? Descartes bunu çok güzel açıklamış dostlarım “düşünüyorum, öyleyse varım” aslında bilinenin aksine şunu diyor; şu anda düşünebiliyorsam gerçek anlamda varım, şu anda buradayım ve düşünebiliyorum. İşte gerçeği rüyadan ayıran kısım da bu nokta, düşünebiliyorsak buradayız.

Düşünmeye bu kadar uzak olduğumuz bu dönemde öyle bir şey oldu ki evlere kapandık, canımızın değerini ilk defa bu kadar yakından anladık. İnsan öleceğini bilen tek canlıdır, o yüzden ölüm korkumuzla burun buruna geldik. O her fırsatta şikayet ettiğimiz yaşamımıza, hayatımıza, işimize, eşimize, evimize aşık olduğumuzun farkına vardık. Yaşam ile ilgili “yaşamak şakaya gelmez büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın sincap gibi mesela, zeytin dikeceğiz toruna kalır diye değil, yaşamaya inandığımız, sevdiğimiz için, bu dünyada ben de varım diyebilmek için.” der Nazım Hikmet. Ne kadar da derin değil mi? İşte tüm bunların farkına varmak üzereyiz son günlerde, kendimizi dinlemeye hiç bu kadar vaktimiz olmamıştı, hani çok meşguldük, işimizden vakit kalmıyordu ya, işte düşünmenin tam da sırası. Peki bu dönemde bizi düşünmeye iten güç nedir? Ya da dışarı çıkmamızı engelleyen şey nedir? Tek kelime “virüs”. Çin’de bulunan bir hayvan pazarında çıkan ve dünyanın neredeyse durma noktasına getiren korona (kelime anlamı taç) virüsü buna sebep oldu. Birçok ekonomist ve bilim insanı artık bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacağını ileri sürüyor, kapitalizm, hiyerarşi, statü, globalleşme, 5g, endüstri 4.0. bütün bu kavramlar yeniden dönüşecek. Bu içinde bulunduğumuz durumun en önemli sebeplerinden bir tanesi kapitalizmdir, neden mi?

Dünyada var olan her şeyin bir görevi vardır, ağaçların, hayvanların, arıların mesela, çiçeklerden aldıkları polenlerin bir nedeni vardır, onlar olmasa dünyanın bitki örtüsünün, yaşam döngüsünün durmasından bahsediliyor o kadar kritik bir önem sahipler. Dünyaya yabancı olan ve hiçbir faydası olmayan tek canlıyız, kendi türüne bile zarar veren canlılarız. Doğamız gereği benciliz, bu günlere gelmemizin sebeplerinden biri de budur.

Biraz beyin jimnastiği yaparak bu kanıya varabiliriz; Bugün sırf bir lira daha ucuz diye başka bir mağazadan aldığımız t-shirt ‘ün nerede üretildiği hakkında ufak bir fikrimiz var mı? Bunun yapımında çalışan işçinin hangi şartlarda çalıştığı bizim umurumuzda mı? Kazandığı parayla nasıl geçindiği, neler ile beslendiği aklımıza geliyor mu? Tabi ki hayır, aklımızda kalan tek şey bir lira daha ucuza aldığımız. İşte orada ki işçinin beslenme şekli bizim yaşamımızı nasıl etkiliyor şahit oluyoruz. Aldığımız t-shirt’ün içinde virüsle savaşırken buluyoruz kendimizi. O kadar da zor değilmiş düşünmek değil mi?

Bizi yepyeni bir dönem bekliyor, alışkanlıklarımızın değiştiği, farklı yaşamak zorunda kaldığımız bir çağa hazır mıyız? Birkaç maddeyle nelerin bizi beklediğini belirtmek isterim.

  1. Yalnızlık ve uykusuzluk çağı

Her sabah aynı saatte kalkıp tıraş olur, elimizi yüzümüzü yıkarız, kıyafetimizi giyer ve evden çıkarız. Peki neden? Bizi bekleyen bir iş vardır, sorumluluklarımız bizi kapının kolunu açıp dışarı çıkmamıza zorlar. Peki Virüsün bizi evden çalışmaya zorladığı şu günler geçince insanlar sormayacak mı “ben zaten evden çalışabiliyordum, neden iş yerine gitme gereği duyayım?” yeni bir düzen bizi bekliyor. İşe gitmek zorunda olmasak sabah yine aynı saatte kalkıp ritüellerimizi yapabilecek miyiz, sanmıyorum.

  1. Sonsuza dek sürecek sonsuz mesafe

İnsanlara potansiyel virüs gözüyle baktığımız bu günlerde, tek yaşamaya alıştık, diğer insanlarla mesafemize olabildiğince dikkat ediyoruz, selamlaşmak bir yana yüz yüze gelmekten korkuyoruz. Peki sonra? Artık insanlarla sevgiyle kucaklaşabilecek miyiz?

  1. Artan cinayetler

Araştırmalara göre Türkiye’de son 10 günde 10 kadın cinayeti işlenmiş, sebebi ise aynı evde yaşama zorunluluğu, dışarı kendini atamayan kadınlar maalesef buna kurban gitti. Peki korona virüsünün bildiğimiz etkileri(semptomları) arasında katil olmak var mıydı? Bunlar dolaylı etkilerinden bir tanesi.

  1. Küresel göç dalgaları

Bu salgın bizim maalesef son salgınımız olmayacak, düzenimizi değiştirmezsek tabii. Suriye de ki iç savaş yüzünden milyonlarca insan göç etti ve yıllar geçmesine rağmen etkileri devam etmekte. Peki sadece bir ülkede ki göç bile dünyayı bu kadar sarstığına göre, küresel göçler ne derecede yıkıcı olur hep birlikte düşünelim.

  1. Lider ihtiyacı

Zor zamanlarda hep bir kurtarıcı ararız, bir gemide olduğunuzu düşünün, 100 kişiden sadece bir kişi gemiden anlıyor, diğer 99 kişi herhangi bir işte görev yapıyor olsun (garson, temizlikçi, aşçı) gemi su aldığında dibinde ki çatlağı kim kapatabilir? Bütün zamanınızı çatlağı kapatmakla mı uğraşırsınız yoksa işten anlayan birini bularak mı? İşte lider bu zor günlerde süreç yönetimi sağlıklı yapandır. Şeffaf olandır. Güven duygusunu sağlayandır. Her şeyin normal olduğu düzeni yönetmek çok kolaydır değil mi?

Yukarıda ki maddeler içimizi karartmış olabilir, bunun için üzgünüm. Fakat eğer bu süreçten sonra değişebilirsek olası senaryoları maddelemek de isterim.

  1. Vatandaşlık maaşı ( Universal Basic Income )

Devlet tarafından vatandaşlara hiçbir karşılık beklemeden verdiği belli bir ücret. Bu ücret için vatandaşların çalışması veya bir şey üretmesi gerekmiyor. Sadece vatandaş olarak var olduğu için bu ücreti hak ediyor.

  1. Teknoloji & İnsan

Şu ana kadar sadece teknolojinin hızını konuşuyorduk fakat artık insanlara olan etkisini de konuşmaya başlayacağız. Yapay zeka, 5g, otomasyon, otonom araçlar vb. teknolojiler üretilirken her insanların faydası düşünülecek. Bugün hız dediğimiz şey gerçekten faydalı mı? Bir mail göndermemiz yetiyor. Belli belirsiz her şey için yazabiliyoruz. Bu teknoloji yokken insanlar gerçekten ihtiyaç duyduğunda birine mektup yazardı, mektubu alan bunun ciddiyetine varırdı ve o ciddiyetle yanıtlardı. Peki şimdi durum böyle mi?

  1. Daha bilinçli ve sürdürülebilir üretim ve tüketim

T-shirt örneğinde olduğu gibi, bir ürün veya hizmeti satın alırken bencil olmayacağız, aldığımız ürün buraya gelene kadar hangi aşamalardan geçtiğini bilmek isteyeceğiz. Bugün ben xxx marka bir ayakkabı giyebiliyorsam Malezya da ki bir çocuk işçinin insanlık dışı çalışmasına razı olmayacağım.

  1. Daha mesafeli hayat

Mesafelere alışacağız. Eskisi gibi yakın temas kurmaktan kaçacağız, bu da bize iş yerlerinin ve okulların duvarlarının olmayışını gösterecek. Uzaktan çalışmak bir ayrıcalık değil mecburiyet olacak. Tüm yaşam biçimimiz buna göre şekillenecek, yeni meslekler ortaya çıkacak. Örneğin online yapay zeka terapistlerimiz olacak.

Nispeten biraz daha iyimser maddelerle nelerin bizi beklediğini açıklamaya çalıştım. Düşünmek bizi nerelere getirdi değil mi? Tüm bunları neden yaparız? İşte kilit soru da bu. Neden? Her şeye neden diye sorabiliriz, örneğin neden bu yazıyı yazıyorum? Paylaşmak için. Neden paylaşıyorum? Bilgilendirmek için. Neden bilgilendiriyorum? Farkındalık için. Böyle bir soru dizisi gayet normaldir bir anlam arayışı için. Sadece bir tek şeyin neden diye sorulduğunda karşılığı yoktur, o da “mutluluktur” Çünkü tüm bunları mutlu olabilmek için yapıyoruz. Hayatta ki gayemiz yarına güvenle bakabilmektir. İşte bunun için düşünmeliyiz, bunun için dönüşmeliyiz, bunun için gelişmeliyiz, bunun için her insana değer vermeliyiz, bunun için bencil olmamalıyız, bunun için doğaya saygı duymalıyız..

Yarınlara güvenle bakabilmek ümidi ile..