Nedir Bu Tutku Dedikleri?

Bir yaz günü Fethiye’nin sıcak yollarında staj görüşmesi için bir taksiye atlayıp firmanın yolunu tutmuştum. Caddeler geçildi, tepeler aşıldı. Ben manzaraların keyfini sürerken taksici “işte geldik, burası” dedi. Doğanın içerisinde harika bir yerdi, görüşme için çağırıldım ve klasik mülakatla beni uğurladılar “önümüzde ki ay size olumlu veya olumsuz dönüş yapacağız”. Tabi ki yapmadılar. Buralara kadar gelmişken gezmemek olmazdı ve uçak bileti saatine kadar Fethiye’nin altını üstüne getirdim. Sahilde gezerken telefonum çaldı, daha önce görüştüğüm firmanın insan kaynakları uzmanıydı “sizinle yolumuza devam etmek isteriz, haftaya gelebilir misin?”. Keyfime diyecek yoktu, şimdide aklımda bir an önce İstanbul’a dönüp evrakları hazırlamak vardı.

Henüz stajyerdim, özel bir lojistik firmasında insan kaynaklarında görevime başlamıştım. İlk staj deneyimim olmasa da uzun bir süre burada normal bir çalışan gibi işime gidip gelecektim. İnsan kaynakları alanında ilkleri burada deneyimledim. Daha önce staj yaptığım firmalar gibi değillerdi, bir farklılık vardı bunu hissediyordum. Stajyerler için hazırlanan bilgisayarımı kaptığım gibi masaya yerleştim. İlk iki hafta sadece gözlem yaptım, izledim, not aldım, araştırdım. Bazen çevremde duyuyordum işinden nefret eden insanları, işe giderken ayakları geri geri gidiyormuş. Oysa ben koşa koşa gidiyordum o zamanlar. Sebebi mi? İnanın hala çözememiştim. Zaman geçtikçe kendimi stajyerden çok yıllardır burada çalışıyormuş gibi hissetmeye başladım. Hafta sonu olan etkinliklerde, işler yetişmeyince geç çıkmada, kahvaltılarda, toplantılarda ve iş dışında buluşmaların hepsinde vardım. Kendimi oraya ait hissetmiştim. Sebepleri ise bir değil, birden çok etkenin aynı anda orada bulunmasıydı. Sahi aidiyet, tutkunluk veya bağlılık neydi? Nasıl bir çalışan şirkete bağlı ve ait hisseder? Soru basit görünebilir fakat cevabı oldukça zor. Buradan yola çıkarak tutkunluk kavramını birlikte derinlemesine inceleyelim.

Her anlamda tutkun çalışana sahip olmak hem şirketler hem de yöneticiler için önemlidir. Yöneticiler tutkunluk kavramına oldukça inanırlar çünkü tutkun ve bağlı çalışanlara sahip olma düşüncesinden hoşlanırlar ve tutkun olmayan çalışanlarla birlikte çalışmaktan hoşlanmazlar.

Tutkunluğu tam olarak anlamak için üç adet önemli soru sormamız gerekir;

  1. Tutkunluk nedir?
  2. Tutkunluk neden önemlidir?
  3. Tutkunluğu etkileyen faktörler nelerdir?

Gerçekten nedir bu tutkunluk?

Kimi yorumlara göre tutkunluk, işe olan enerji ile birlikte kişinin işe bağlılığı ve tatmini anlamına geliyor. Şu günlerde şirketlerin temel sorunları arasında çalışan bağlılığı geliyor. Fakat çoğu yöneticiler ne olduğunu bilmeden stratejiler geliştirmeye çalışınca temeli sağlam olmayan evler gibi kalıyor, en ufak bir depremde yıkılmak üzere kuruluyor bağlılık stratejileri!

Temelde tutkunluk; bir kişinin amacı ve odaklanılmış enerjisi, şirketlerin amaçlarına yönelmede kişisel gelişim, adapte olabilme, çaba ve karlılık olarak tanımlanıyor. Yani kişi, çalıştığı şirketle özdeşleşmiş ve bağlı hissediyorsa bunun adı tutkunluktur.

Çıkış mülakatlarında çalışanlardan duyulan en çok sözlerden birisi “artık bu şirkete karşı bağlılık hissetmiyorum” işte bu cümlenin telafisi yok, o andan itibaren ne yaparsanız yapın çalışanı tekrar kazanmak oldukça zor.

Tutkunluk neden bu kadar önemli?

Kurumsal performans ve karlılık düzeyini arttırmak için çalışan tutkunluğunu dikkate alan Gallup 23.000 iş birimi üzerinde inceleme yaptı ve yüksek çeyrek finansal performans ve düşük çeyrek performans skorları ile tutkunluk skorlarını karşılaştırdı. Bulguları ise tutkunluğun önemini net bir şekilde ortaya koyuyor;

Düşük çeyrekte tutkunluk skorlarında, ortalama %31-51 daha fazla iş gücü devri, %51 stok değeri düşmesi ve %62 iş kazaları ortaya çıkıyor.

Yüksek çeyrekte tutkunluk skorlarında, ortalama %12 daha müşteri taraftarlığı, %18 yüksek üretkenlik ve %12 yüksek karlılık ortaya çıkıyor.

Ayrıca aynı araştırmada tutkun çalışanlar ortalamadan %20 daha fazla performans gösterdikleri, İş gücü devir oranında tutkun çalışanların %87’sinin işten çıkma olasılığı daha az olduğu ve tutkun çalışanlar diğer çalışanlara göre daha az hastalık izni aldıkları tespit edilmiş.

Hangi faktörler tutkunluğu etkiler?

Araştırmalara göre içten tutkunluğun oraya çıkması için iki temel unsurun önemi dikkat çekiyor. Birincisi, bir çalışanın rolünü algılaması ile ilgili rasyonel bakış açısı. Daha büyük bir şirket içerisinde uyum sağlama ve kurum amaçları ile ilişkili olma. İkincisi, duygusal bakış açısı. Kişi, kurum hakkında nasıl hissedecek? Yaptığı iş çalışana kişisel başarı duygusu verecek mi? Yönetici ile olan ilişkiler nasıl?

Başlıca tutkunluğu etkileyen faktörler ise;

İşle ilgili mücadele: İşlerin kapsamı geniş ve iş sorumluluğu yüksekse mücadele ortaya çıkar. Tutkunluğu geliştirir çünkü kişisel gelişim ve başarı potansiyeli ortaya çıkar.

Otonomi: Özgürlük, bağımsızlık ve çalışanlara işle ilgili planlamada izin verilen taktir yetkisi ve uygulanacak prosedürlerin belirlenmesi. Otonomi sahiplik hissi ve iş çıktıları üzerinde kontrol sağlar.

Çeşitlilik: Bireylerin farklı faaliyetleri sergilemesine veya farklı birkaç beceriyi kullanmasına izin veren işler.

Geri bildirim: Performansın etkinliği hakkında çalışanlarla doğrudan ve açık iletişim kurmak.

Uyum: Çalışanların kendilerini nasıl gördükleri ve nasıl görmek istedikleri ile ilgili tutarlı bir şekilde davranmak için bireylere imkân sağlayan, birey ve çevresi (iş, kurum, yönetici, çalışma arkadaşları) arasında uyumun varlığı.

Gelişim fırsatları: Bu durum, işi daha anlamlı hale getirir. Çünkü kişisel gelişim ve kendini gerçekleştirme için yollar sağlar.

Ödüller ve tanıma: İşi gerçekleştirmede çalışanların, zamana yatırımının doğrudan ve dolaylı geri dönüşlerini temsil eder.

Bütün bu faktörleri kurgulamada ki en önemli etkeni unutmayalım: Etkin liderlik!

İşte sevgili meslektaşlarım, staj yaptığım yerde yukarıda bulunan tutkunluğu etkileyen faktörlerin çoğu bulunuyordu. Bu yüzden orada bir stajyer gibi değil, gerçekten kuruma kendimi adamış, tutkun bir çalışandım.

George Lois, “İş hayatında tek hedefiniz sevdiğiniz işi yapmak (ve bundan para kazanmak) olmalı. Sevdiği işi bulmuş olan kutsanmıştır!  

HR WELLBEING

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz wellbeing yani iyi olma hali sadece sosyal yaşamda değil artık kurumsal wellbeing ile iş yaşamının tüm evrelerine dokunuyor. Bir çok alana dokunan bu yeni yaşam tarzını uygulayan şirketler daha mutlu ve sağlıklı çalışanlar ile bir adım öne geçiyor.

 

Wellbeing çok boyut bir iş yaşam dengesi sunuyor, bir çoğumuz spora zaman ayırmak ister fakat bir türlü o fırsatı bulamaz, yada iş yerinde ki beslenme alışkanlıklarını değiştirmek isteriz ama kurum kültürü gereği hayata geçirmekte çoğu zaman başarısız oluruz. Diğer yandan stresli geçen günümüzü doğru nefes teknikleri ile stresimizi ve ruh halimizi normal hale getirmek mümkün olabiliyor.

 

Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! Robert FROST (1874-1963) bu sözü söylerken hangi duygularla dile getirdiğini tahmin etmek zor olabilir, beynimiz ofislerde tamamen durmasa da bir çok etken tarafından kısıtlandığı kesin. İşte wellbeing beynin daha rahat düşünebilmesini, ofislerimiz de de her anlamda sağlıklı iş süreçlerini oluşturmamıza imkan tanıyor.

 

Türkiye’de ilk defa geçtiğimiz hafta düzenlenen Loop Kurumsal Wellbeing Zirvesinde bir çok açıdan değerlendirilen wellbeing aslında zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olan etkenleri içeriyor. Zincirin halkalarını ise; Sosyal, çevresel, spritüel, finansal, duygusal, mesleki, entelektüel, fiziksel wellbeing olarak düşünebiliriz. Bu halkalardan biri eksik kalınca wellbeing yarım kalıyor diyebiliriz, çünkü iyi olma halini bozan etken diğer faktörleri de etkiliyor. Gelelim insan kaynakları açısından önemine; Wellbeing sistemini kurmak, geliştirmek, uygulamak ve çalışanların desteğini almak insan kaynakları profesyonellerine düşüyor. Kurumlara özel olarak geliştirilmesi gereken wellbeing projeleri ile iş-yaşam ve sağlık üçgeni sonucu mutlu çalışanlar ve performans artışı mümkün hale geliyor.

Uygulanan başlıca wellbeing programları ise; Koşu takımları, şirket içi olimpiyatlar, ofiste masaj, nefes egzersizleri, ofis egzersizleri, sağlıklı beslenme atölyeleri, sandalye yogası örnek olarak verilebilir.

 

Wellbeing programlarını uygulayan şirketlerde gözlemlenen çıktıları ise dikkat çekici

  • Krizler sırasında yüksek performans gösterilmiş ve %27 artış sağlanmış
  • İşe gelmemezlik oranı %70 oranında düşmüş
  • Değişime adaptasyon %45 yükselmiş
  • Yeni bir iş arama isteğinde %59 oranında düşüş sağlanmış(Turnover açısından önemli)
  • Gönüllü olarak iş yapma oranında ise %19 oranında yükselme görülmüştür

 

 

Bu veriler gösteriyor ki kurumsal wellbeing uygulamak hem şirket karlılığı hem çalışan mumnuniyeti hemde aidiyet açısından önemli bir konumda.

 

Günümüz insan kaynakları uygulamaları ne kadar stratejik olsa da, artık wellbeing uygulamaları olmadan eksik kalacağını söyleyebiliriz.

 

Çünkü stratejik insan kaynakları çalışanların ruhsal ve bedensel sağlığını da düşünmek zorunda, sağlıksız ve stresli çalışanlar stratejinin bir parçası olmaktan memnun olmayacaktır.

wellbeing_banner

SosyalİK

Çok değil bundan yaklaşık beş yıl öncesine kadar telefonlarımızdaki veya sosyal ortamlardaki fotoğraflarımız genellikle eski tarz yani boy aynasında kendimizi nasıl görüyorsak, aile albümünde nasıl sırayla dizilmiş isek onun gibiydi. Belki de bir çoğumuzun fotoğraf merakı bile yoktu. Ne değişti de bilinç altımız bizi fotoğraf çekmeye ve paylaşmaya zorladı?

 

Yaptığımız her aktiviteden sonra bunu kanıtlama gereği duyar ve sosyal medya hesaplarımızdan arkadaş çevremize adeta gözdağı veririz. Bunun bir aşaması da enteresan bir şekilde yemeklerimizi yemeden önce fotoğraflayıp o an da paylaşımda bulunmak. Son zamanlarda bu tarz paylaşımlar sıradan, hatta paylaşmamanın eksiklik hissettirdiği hepimizin yaşadığı bir durumdur. Bu davranışın altında ne yatıyor henüz net olarak tanımlanmış değil fakat çıkan sonuçlardan bir tanesi de ‘’ben bu yemeği yiyorum haberiniz olsun’’ gibi söylemlerden olduğunu düşünmekteyim.

 

Yemek fotoğrafı paylaşımının yanı sıra artık sosyal anlamla sınırlı kalmıyor, iş dünyamızı da içine almaktan çekinmiyor, buna izin veriyor süslü paylaşımlar ile bilgiyi ve zekayı itibarsızlaştırıp sadece sosyal medyada nasıl göründüğünü önemsiyor ona göre itibar kazanıyoruz. Yeni nesil paylaşım kültürü hem iş hayatında hem de sosyal yaşantımızda çığ gibi büyüyerek nerede ne zaman ne yaptığımız anında sosyal medya hesaplarımızda yerini alıyor hızla tüketildikten sonra sosyal medya çöplüğüne bir ölü paylaşım daha ekleniyor. Bu davranışlarımızın genel olarak tanımlanma şekli ise sosyalleşme ya da sosyalik gibi terimler ile uyarlanıyor. (sosyalik kelimesini TDK da aramayın ben uydurdum)

 

Sosyalleşme yani bana göre yeni adıyla ‘sosyalik’ deyince aklımıza teknoloji çağında olmamızın etkisiyle genelde başta sosyal medya olmak üzere diğer internet ortamlarında vakit geçirmek anlamına geldiğini düşünüyoruz. Tabi sosyal medyadan önce sosyalleşmek deyince çok farklı anlamların aklımıza geldiğini hayal ediyor gibisiniz. Artık fotoğraf paylaşmanın bir tık ötesinde yeni teknolojik gelişmelerden kaynaklı yeni bir kültür ortaya çıktı. (Kültür: insan eliyle oluşturulmuş yapay ve kurallara uyulması için düzenlenen kurallar bütünü)

İşte son yılların efsanesi selfie kültürü ile tanışan, yediden yetmişe dünya çapında global bir iletişim ile yayılan yeni bir sosyal fotoğraf hapishanemizi yarattık. Öyle bir ortam oluştu ki bu selfie hapishanemizin gardiyanları yok, gardiyanlar bizzat elimizde tuttuğumuz telefonlarımız, nerde ne zaman ne yapmamız gerektiğini beynimizin yerine Android ya da IOS düşünür bize söyler ve biz sadece uygularız!

İş hayatında da durum pek farklı değil, bakınız;

Son zamanlarda sizlerin de dikkatini çekmiştir eminim, nitelikli niteliksiz azıcık ucundan iş hayatına tutunan insan kaynakları profesyonelleri ya da eğitim meraklısı birtakım gruplar türedi. Bilgisi olsun olmasın bir eğitim! düzenleniyor eğitim vermeye meraklı arkadaş powerpoint sunumuyla iki kelime ediyor, birkaç tane sosyal medya da paylaşılmak üzere selfie’ler çekiliyor, daha sonra ‘çok verimli bir eğitimdi’ etiketi yapıştırılıyor, yüzlerce tweet ve birkaç hashtag #ik #eğitim #hardworking, sosyal medya da check-in ve işlem tamam. Tebrikler artık başarılı bir eğitimcisiniz 🙂

Selfie

Her ne kadar donanımlı görünmek istesek de sadece selfie bize bir şey kazandırmaz temelinin dolu dolu, bilgi yüklü ve arka planının yoğun bir çalışmadan geçmesi gerektiğini unutmayalım. Bir adım geri gittiğimiz de kocaman bir boşluk değil bilgi deposu bulalım.

Umarım görünüşün değil bilginin, selfie’nin değil içeriğin önemli olduğu bir dünyaya merhaba diyebiliriz.

Sevgilerimle..