Unutulacak Dünler, Yaşanılacak Yarınlar

İşte benim yılbaşım, herkesin aksine yılbaşını doğum günümde kutluyorum, yeni bir yıl demek yeni bir yaş da demek aynı zamanda. Yılbaşı diyorum çünkü doğum günü kelimesini oldum olası sevemedim, hiçbir zaman da bu “günü” kutlamak için çaba sarf etmedim. Dedim ya benim doğum günüm yok, yılbaşım var, tek fark aslında tüm dünyanın yerine kendi içimde kutluyorum bu özel günü. Çok da özel olduğundan değil kendime saygım olduğu için; bari bu kadarını çok görme kendine diye düşünmemden özel diyorum. Yoksa dün ile bugün arasında hiçbir fark yok, her gün yaşamamız gereken hayatı yaşıyoruz ne eksik ne fazla.

Bazen keşke hiç yaşamamış olsaydım dediğimiz günler geçiriyoruz, bazen de en güzel günüm dediğimiz günlerimiz oluyor, hatta bazen saatler bile duygularımız üzerinde etkili oluyor, öyle ki bir saat önce kendimizi süper kahraman olarak görebilir, bir saat sonra ise kendini gezegen sanan zavallı Plüton gibi hissedebiliyoruz. Bu çok ama çok normaldir, insan yapısı gereği çok karmaşık duygusal yapıdadır, etrafımızda olan olayların bizi etkilemesine izin verir, ya da tam tersi kendi iç savaşımızda döktüğümüz kanların elimizi kirletmesine tahammül edemeyiz.

“Küçük bir gerçek. Bir gün öleceksin. Bütün çabalara rağmen kimse sonsuza kadar yaşamaz. Hayallerinizi yıkmak istemezdim. Benim tavsiyem, zamanı gelince paniğe kapılmayın. Çünkü pek faydası olmuyor” bu replik The Book Thief (2013) filminden bir alıntı, ne kadar çok anlamlı ve öz. Ölü sevici değilim fakat gerçeklerle yüzleşmemiz şart. Dolayısıyla doğum günü dediğimiz olay, aslında geçmişe dönüş anlamına da gelir, unutulacak dünler, yaşanılacak yarınları hatırlatır.

Yılda bir kez hatırladığımız bu gerçekleri, aksine her sabah uyandığımızda gözümüzü açıp yaşamaya devam ettiğimizi anladığımızda hatırlarsak eğer hayatımız yaşamaya daha değer hale gelir. Yüzümüzü yıkadığımızda ki o ferahlık hissi, müzik dinlerken aldığımız o haz, koşarken hissettiğimiz özgürlük duygusu, harika bir manzaraya bakarken daldığımız düşünceler deryası, birine âşık olmak, favori yemeğimizi yerken ki mutluluğumuz… işte bunlardır bizi biz yapan, hatırlamamız gereken bunlardır, yılda bir gün yerine her güzel duygularımızı hatırladığımız an bizim doğum günümüzdür dostlarım.

Uzun lafın kısası, yılda bir gün kendimizi değerli hissetmek yerine aslında yaşamımızın her anında değerli olduğumuzu hatırlamak, bunun bilincinde olmak ve öz saygımızı kaybetmeyerek kendimizi gerçekleştirebiliriz. (En azından bir adım yaklaşırız) Yine mi nasihat diyeceksiniz, hayır bu da değildi, bu söylediklerimin aslında kime not olarak bırakıldığını biliyorsunuz. Evet tahmin ettiğiniz kişiye, kendime.

Alt tarafı doğum günün (kendime göre yılbaşı) neden bu kadar uzattın diyebilirsiniz, haklısınız ama unuttuğunuz bir nokta var; benim doğum günüm aslında her gün. Bu yüzden cümleler uzadı, duygular karıştı, kanlar döküldü, kahramanlar doğdu, gezegenler yok oldu…  

Son olarak; Hepiniz iyi ki doğdunuz!

HR WELLBEING

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz wellbeing yani iyi olma hali sadece sosyal yaşamda değil artık kurumsal wellbeing ile iş yaşamının tüm evrelerine dokunuyor. Bir çok alana dokunan bu yeni yaşam tarzını uygulayan şirketler daha mutlu ve sağlıklı çalışanlar ile bir adım öne geçiyor.

 

Wellbeing çok boyut bir iş yaşam dengesi sunuyor, bir çoğumuz spora zaman ayırmak ister fakat bir türlü o fırsatı bulamaz, yada iş yerinde ki beslenme alışkanlıklarını değiştirmek isteriz ama kurum kültürü gereği hayata geçirmekte çoğu zaman başarısız oluruz. Diğer yandan stresli geçen günümüzü doğru nefes teknikleri ile stresimizi ve ruh halimizi normal hale getirmek mümkün olabiliyor.

 

Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! Robert FROST (1874-1963) bu sözü söylerken hangi duygularla dile getirdiğini tahmin etmek zor olabilir, beynimiz ofislerde tamamen durmasa da bir çok etken tarafından kısıtlandığı kesin. İşte wellbeing beynin daha rahat düşünebilmesini, ofislerimiz de de her anlamda sağlıklı iş süreçlerini oluşturmamıza imkan tanıyor.

 

Türkiye’de ilk defa geçtiğimiz hafta düzenlenen Loop Kurumsal Wellbeing Zirvesinde bir çok açıdan değerlendirilen wellbeing aslında zincirin halkaları gibi birbirine bağlı olan etkenleri içeriyor. Zincirin halkalarını ise; Sosyal, çevresel, spritüel, finansal, duygusal, mesleki, entelektüel, fiziksel wellbeing olarak düşünebiliriz. Bu halkalardan biri eksik kalınca wellbeing yarım kalıyor diyebiliriz, çünkü iyi olma halini bozan etken diğer faktörleri de etkiliyor. Gelelim insan kaynakları açısından önemine; Wellbeing sistemini kurmak, geliştirmek, uygulamak ve çalışanların desteğini almak insan kaynakları profesyonellerine düşüyor. Kurumlara özel olarak geliştirilmesi gereken wellbeing projeleri ile iş-yaşam ve sağlık üçgeni sonucu mutlu çalışanlar ve performans artışı mümkün hale geliyor.

Uygulanan başlıca wellbeing programları ise; Koşu takımları, şirket içi olimpiyatlar, ofiste masaj, nefes egzersizleri, ofis egzersizleri, sağlıklı beslenme atölyeleri, sandalye yogası örnek olarak verilebilir.

 

Wellbeing programlarını uygulayan şirketlerde gözlemlenen çıktıları ise dikkat çekici

  • Krizler sırasında yüksek performans gösterilmiş ve %27 artış sağlanmış
  • İşe gelmemezlik oranı %70 oranında düşmüş
  • Değişime adaptasyon %45 yükselmiş
  • Yeni bir iş arama isteğinde %59 oranında düşüş sağlanmış(Turnover açısından önemli)
  • Gönüllü olarak iş yapma oranında ise %19 oranında yükselme görülmüştür

 

 

Bu veriler gösteriyor ki kurumsal wellbeing uygulamak hem şirket karlılığı hem çalışan mumnuniyeti hemde aidiyet açısından önemli bir konumda.

 

Günümüz insan kaynakları uygulamaları ne kadar stratejik olsa da, artık wellbeing uygulamaları olmadan eksik kalacağını söyleyebiliriz.

 

Çünkü stratejik insan kaynakları çalışanların ruhsal ve bedensel sağlığını da düşünmek zorunda, sağlıksız ve stresli çalışanlar stratejinin bir parçası olmaktan memnun olmayacaktır.

wellbeing_banner

İlk Görüşte İŞ

 

Her ne kadar eğitim hayatımızı dolu dolu geçirsek, hem etkinlikler organize edip hemde alanında popüler etkinliklere ve eğitimlere katılıp kişisel gelişim tablomuza birer yenilerini daha eklesek, stajlar yapıp ilk iş ortamını tadarak kariyer basamaklarına adım atsak dahi mezuniyetten sonra bu yoğun temponun ve nitelikli geçmişin ardından bir sonra ki kariyer basamağımızın pekte tahmin ettiğimiz gibi olmadığını üzülerek söylemek istiyorum.  Tahminler genellikle hayalden ibaret olur ve aşamaları vardır, kurumsal bir staj, ardından işveren markası dediğimiz her hedefi olan bireyin çalışmak istediği yerlerde iş hayatına başlamak gibi temel isteklerimiz bizi ayakta tutan ve geleceğe umutla bakmamıza neden olan sebeplerden sadece bir tanesidir.

 

Dolu dolu geçen bir üniversite hayatınızdan sonra mezun oldunuz ve aktif iş arayışı sürecine girdiniz, iş arama portallarından ve başka bir takım sosyal ağlardan kendi kariyerinize uygun iş ilanlarına bakıyorsunuz, peki bu süreci başarılı bir şekilde atlatmanın yolunu ne kadar iyi biliyoruz? Sadece iş ilanlarına başvurup geri dönüşlerin olmasını beklemek hem stresli hem de zaman alıcı olabilir.

Peki nasıl iş arama sürecimizi çeşitlendirebiliriz ? tabi ki sadece kariyer siteleri bunun için tek yol değil

Kendimce önemli bulduğum birkaç yolu sizlerle paylaşacağım;

-Öncelikle öz geçmişinizin sizi en iyi şekilde tanıttığından emin olun, unutmayın ki ik uzmanları bir öz geçmişi ortalama otuz saniyede değerlendiriyor.

-Öz geçmişinizin giriş kısmına yetkinliklerinizden ve deneyimlerinizden bahsettiğiniz kısa bir ön yazı yazmanız artı olarak yansıyacaktır.

-LinkedIn iş hayatı için vazgeçilmez bir profesyonel sosyal ağ platformudur, profilinizi oluşturun ve kendi ağınıza ilgi alanınız doğrultusunda kişileri ekleyin.

-LinkedIn profili oluşturdunuz ve kişileri ağınıza eklediniz fakat bu yeterli değil, çeşitli paylaşımlar yaparak (tabi ki profesyonel ağ olduğu için facebook paylaşımları yapmıyoruz J ) dikkat çekebilir ve kendinizi ön plana çıkarabilirsiniz.

-İlginizi çeken firmaların listesini oluşturup mail adreslerine iş arayışınızla ilgili mailler gönderebilirsiniz, eğer telefon ile insan kaynakları departmanına bağlanmak istediğinizi söylerseniz bazı firmalar buna izin verebilir bu yol iletişim açısından daha etkilidir.

-İnsan Kaynakları telegram gruplarına katılabilir destek alabilirsiniz. Eğer grup konuşmalarını takip ederseniz faydalı bilgiler bulabilirsiniz.

-Staj yaptığınız firmalarda ki size referans olacak kişilere kesinlikle iş arayışında olduğunuzu söyleyin, eğer bir pozisyon olması durumunda öncelik tanıyacaklardır.

Yukarıda belirttiğim iş arama sırasında etkili yollardan bir kaçıydı umarım bu yazıyı okuyanlar için faydalı olur. Tabi iş arayan olarak elinizden geleni yaptınız peki iş verenler bu durumda nasıl yol izlemeli ?

İlk görüşte iş görsel

İnsan kaynakları uzmanları iş arayanların gözünde genelde kötü karakteri oynar aslında durum böyle değildir, aslında sorun bazı prosedürlerdedir. Tabi ki insan kaynaklarının amacı; doğru insanı doğru zamanda doğru pozisyonda çalışmasını sağlayacak şekilde işe alınmasını gerçekleştirmektir.

Ne yazık ki yeni mezun adayların deneyim sorunu en büyük engel niteliğinde, bu da haklı bir isyan doğuruyor ‘bana kimse şans vermezse nasıl deneyim kazanabilirim?’

İnsan kaynakları profesyonelleri doğru personeli bulmak ve işe yerleştirmek için yoğun bir süreçten geçer ve uygun elemelerin yapılmasının ardından mülakatlar gerçekleşir, kimi zaman ikinci görüşmeler de olur.

Bu süreç firma kültürüne göre değişiklik gösterebilir, fakat bazen o kadar çok aday arasında kalınır ki mantıklı seçim yapılması için harcanan o süre bir işe yaramaz ve bir takım davranış psikolojisinde karşılaşılan etkilere yol açar. (bu etkileri bir sonra ki blog yazımda paylaşacağım)

Doğru zamanda doğru personeli doğru pozisyonda işe yerleştirmek için harcanan zaman ve emekler aslında sürecin yanlış yönetilmesiyle verimsiz olabilir. Bunun için öncelikle ilkelerin net olarak belirlenmesi ve aday yelpazesinin çok fazla çeşitlenmemesi gerekmektedir. Uygun gördüğünüz adaya ulaştığınızda süreci sonlandırın ve şans verin hepsi bu..

İlk görüşte işe inanıyorsanız eğer siz de bir takım tabuları yıkmayı deneyin, yeni mezunlara ve kuruma uygun olduğunu düşündüğünüz kişilere şans verin, verilecek eğitimlerle deneyim kazanmasına yardımcı olun, kariyer hedefini belirlemiş ve işini özveriyle yapacağına inandığınız kişiye yatırım yapın.

İnsana yapılan yatırımın geri dönüşleri sizi sadece mutlu etmeyecek aynı zamanda başarılı bir yol arkadaşı yapacaktır.