Bir Bayram Sabahı II

“Anı yaşayanlarla hayatı erteleyerek yaşayanlar arasında gidip geliyoruz”

Nerede kalmıştık değerli dostlarım? Evet yaşamak diyorduk, umut diyorduk, aşk, sevgi, nefret, bağlılık, umut ve öze dönüş diyorduk. Yalnızlık ile geçen ömrümüzü biraz olsun kalabalıklaştırmak için elimizden geleni yapıyorken hem yalnız kalmak istiyor hem istemiyoruz. İki seçeneğin de doğru ya da yanlış olmadığını hepimiz biliyoruz ve farkındayız (yine de ben yalnızlığı seçerdim). Bir maraton koşucusundan farkımız yok, bitiş çizgisine yaklaşınca öne geçmek için yaptığı o son hamleleri gibiyiz. Hep o son hamlede kazanmak istiyoruz hayatı, hep daha sonraya atıyoruz planlarımızı. “Anı yaşayanlarla hayatı erteleyerek yaşayanlar arasında gidip geliyoruz”. Peki ben hangisiyim diye sorduğumuz oldu mu hiç? Anlık kararlar verip radikal karar mı alıyorum yoksa alarmı erteler gibi yaşamımı da mı erteliyorum? Bana soracak olursanız, evet siz; ben o ince çizginin kendisiyim. Ne anlık kararların bağımlısı nede erteleme hastalığı olan kimseyim. Ego mu? Hayır bu üç harften oluşan kelimeye karşı alerjim var lütfen okumayın onu. Bu aslında “arafta” kalanların, düşüncelerinde sıkışmış kimselerin duygularını dışa vurma biçimi. Bu arada alerjimin ilacını sanırım buldum! Empati, Güven ve Olgunluk ile tamamlanan bir EGO varsın herkeste olsun.

“Hayattan beklentisi olan, bir amaç uğruna yaşayan herkesin bir ilgi alanı olmalı”

Reddedilmek incitir, gerginlik zekâyı düşürür, bir başarısızlık diğerini tetikler, yalnızlık öldürebilir. Ama insan kendine de iyi gelir. Nilay Örnek’in dediği gibi insan kendine de iyi gelir. Bazı insanlar nasıl oluyor da bizim yaşamaktan koktuğumuz onca şeyi yaşayıp hiç olmamış gibi hayatlarına devam ediyorlar? Biz hayal bile ederken ürperiyoruz, düşmanımın başına vermesin diyoruz. Bu insanların bir sırrı olmalı diyorum içimden. Gamsızlık mı yoksa direnç mi onları bu kadar güçlü yapıyor yıllardır sırrını çözemediğim, çözmek için de çabalamadığım bir konu. Bildiğim ise; zorluklara karşı içine umut, geleceğe inanç, dayanıklılık, yeniden başlama gücü, EGO (açılımını biliyorsunuz) ve dayanıklılık koyduğum, her zaman hazırda duran bir sırt çantamın olduğu. Ne zaman kendimi çıkmazda bulsam, çaresiz hissetsem sırt çantama koşuyorum. Kendime iyi gelmenin yollarını ararken bulduğum bir yöntemdi. Şu sıralar çantamın yanına bir de bisiklet eklendi. Onunla gidemediğim diyarlara gidip, ulaşamadığım hayallerime pedal çeviriyorum. Her yokuş, her zorlu parkur özgürlüğe uzanan rotam oluveriyor, engelleri bir bir aşıyorum.

“Hayattan beklentisi olan, bir amaç uğruna yaşayan herkesin bir ilgi alanı olmalı” Geçtiğimiz günlerde katıldığım eğitimden cebime koyduğum bir söz.

Karar vermenin kritik olduğu şu dönemde kararsız kalmakla mücadele ediyorum. En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir derler, ben katılmıyorum. En iyi karar için düşünmeli ve fırsatı geldiğinde de o kararı öyle bir vermeli ki geriye dönüp bakınca iyi ki demeliyim. Hatta öyle bir karar vermeli ki geriye bakmaya bile gerek kalmamalı. İleri, her zaman ileri bakmalıyım. Bugünü yaşamalı, geleceği düşünmeliyim. Evet bunu başarabilirim!

“Keşfettiğin kadar varsın”

Kimilerini inancı ayakta tutar, kimilerini hayalleri, kimilerini ise sevdikleri. Beni bu günlerde ayakta tutan şey (bisikletim ve sırt çantam hariç) kendimi keşfedip hayata dair bir şeyler üretmek oldu. Peki seni ne ayakta tutuyor? Yoksa bunu hiç düşünmedin mi? Sanırım artık düşünme vakti geldi. Hemen şimdi düşünmelisin. Kendine sor “beni ne neşelendirir”. Cevabı bulduğunda kendine karşı bakışın değişecek, değişmeli. Olmuyorsa kendine yalan söylüyorsun, tekrar sor ”beni gerçekten ne neşelendirir” Sen’li konuştuğuma bakmayın, karşıma “kendimi” almış konuşuyorum. Kendimi keşfediyorum (en azından deniyorum).

Keşfettiğin kadar varsın. Sanırım temelde ki sorun da bu, ben oldum deyip akışına bırakıyoruz. Bazen akış tıkanıyor kalakalıyoruz. Çaresiz hissediyor, çıkış yollarının kapandığını düşünüyor, depresyon modunu açık unutuyoruz. Ben hiçbir zaman olmadım! Bunu sık sık söylemeli zihnimizin bir kenarında bulundurmalıyız. “Çok bilmiş” dediğinizi duyar gibiyim, çaktırmayın duymazdan gelme gibi bir yeteneğim var. Yine kısa bir şeyler yazıp çıkacağım diye başladığım “bir bayram sabahı II” kendini tutamayıp yazdırdı. Her cümlede “tamam bu son” diye bırakıp nokta koyarken bir sonraki cümle kendini gösterdi. Artık bitiriyorum, bayramların bayram gibi yaşandığı, hür iradeye kilit vurulmadığı, yaratıcılığın engellenmediği, umutların söndürülmediği günlerde buluşmak dileğiyle..

Bir bayram sabahı yazıyorum bu cümlelerimi, umut dolu, neşe dolu, keşif dolu!