Güzel Şeyler Zaman Alır

Doğamız gereği her şeyin kısa yolunu bulmaya programlanmışız, (burada faydalı ve zaman kaybını önceleyecek, verimi arttıracak ve etkin kestirmeleri ayrı tutalım) öğrenciysek ödevleri kısa yoldan yapmaya çalışırız yani hazır olanın üzerinden gitmeyi tercih ederiz. Bu bile zorsa arkadaşımızın ödevini alırız ve birkaç cümlesini değiştirip kendimiz yapmış gibi teslim etmeyi başarı kabul ederiz. Doğamızın temelini buralarda atmış oluruz. Büyürüz ve geçmişten gelen öğretilerle birlikte yaşam tarzımız ve karakterimiz oturmuştur (en azından biz öyle olduğunu düşünürüz). İlginçtir ki her insan kendini diğerlerinden her zaman ayrı tutma eğilimindedir, bilgeliğin temelini sadece kendi özümüzde var olduğunu düşünür, çevremizde ki insanların (bu kişilere aile fertleri ve yakın arkadaşlar da dahil olabilir) kendimizin erdemlik seviyesine onların ulaşamayacağını düşünürüz.

Bu durum aslında insanının kendine karşı dürüst olmamasından kaynaklı bir içgüdüsel durum. Kendimizi tanrılaştırarak bilginin sadece bizde gizli olduğunu, diğerlerinin bu bilgiye ulaşsa da faydalı olamayacağını yani tam olarak anlamlandırıp uygulayamayacaklarını düşünürüz. Oysa kendi dünyamızın bize oynadığı bir ego oyunundan başka bir şey değildir bu, üzgünüm ama biz bilginin tanrısı değiliz. Nerede kalmıştık? Evet büyüdük ve iş hayatına süper bir giriş yaptık. Şaşırtıcı bir cümle okumayacaksınız ama evet, burada da ego savaşları oluyor, hem de ne savaşlar. Stratejiler hep insanın egosundan, bir sonraki adımı nasıl atmalıyım diye sorgularken aslında nasıl kendimi bu olaydan kurtarırım düşüncesi bedenimizi sarıyor ve bizi ele geçiriyor. Kişiler arası diyalog da sevecenlikten değil, dost edinme çabalarımızın sonucu olarak ortaya çıkıyor. Çünkü kuraldır bu, yalnız kalırsak (yalnızlığı müttefik olarak ele alabiliriz), destekleyen bir taraf olmazsa çıkış yolumuzu zor buluyoruz, yani egomuz bizi tek başına kurtarmıyor. Her zaman sizi destekleyen bir kişi/taraf olmalı. Kalben inanmadığınız şeylere (bazen başarısız olduğunu bildiğiniz bir fikir, proje, davranış olabilir) sırf müttefikinizin düşüncesi diye onay verip ona katılabilirsiniz. Ve işte baş kahraman da geldi, kolaycılık burada da devreye giriyor, başkalarının fikirleri ve bakış açılarını kendinizinmiş gibi satabiliyorsunuz (tıpkı ödev konusunda olduğu gibi). Tüm bunların yanında üretmek sıkıntısı da var tabi, bu denli kolaya alışan bizler nasıl olur da faydalı şeyler üretebiliriz? Tembellik tüm bedenimizi sarmış ve düşünce hırsızlığının profesyoneli olarak nasıl ve neden bir şey üretme ihtiyacı duyalım? Takip altında çalışan insanları düşünün, sürekli göz önünde çalışıyor ve onları kontrol eden yöneticileri var. Bu baskıya karşı çalışıyormuş gibi görünmekten başka yol yoktur. Çok azı baskıyla üretim yapar. Kaldı ki bunun böyle olmadığını düşünelim, kontrol altında çalışıyor harika fikirler ve projeler ortaya koyuyoruz. Peki denetim mekanizması ortadan kalkınca ne olur hiç düşündünüz mü? Tahmin edeceğiniz gibi, kitaplara konu olan kaytarma modeli devreye girer ve bu durumdan kurtulmak için ücret artışı yoluna gidilir. Döngü böyle devam eder. Coğrafyadan kaynaklı zihinlerimize aşılanmayan o kendi üzerine düşünme (self reflection) eksikliği hayatımızın her alanında karşımıza çıktığı gibi burada da çıkıyor. Bunu tetikleyen olgu ise kendimize karşı duyduğumuz öz saygımız. Gerek ahlaki gerekse kuralların gerektirdiği yasaklardan dolayı başkalarının yanında yapmadığımız veya yapamadığımız eylemleri kendimize karşı çok rahat yapabiliyoruz. Hep başkalarına güzel tavsiyeler verip neden kendimiz bu tavsiyeleri uygulamada sorun yaşarız? temelinde de bu vardır, kendimize saygımız hep daha azdır. Biraz da hıza değinelim, hemen her şeyin şu anda, hemen şimdi olmasını istiyoruz, sabrımız buna alışık değil, hızlı bir dönemdeyiz, saliselerle eş değer bir tık ile mesaj atabiliyor, arama yapabiliyoruz. Telefonlarımızdaki sesli asistanlar yardımıyla dokunmadan komutlar verip istediklerimizi yaptırıyoruz. Böyle bir dönemde tahammül ve sabır göstermek ne kadar kolay olabilir?

Geleceği düşünmek hiç bu kadar belirsiz ve zor olmamıştı, zaten zor bir dünyada yaşıyorken bunun coğrafi nedenlerle daha da zor bir durum aldığının hepimiz farkındayız (farkında olup da sessiz kalanlardan bahsetmiyorum). Günümüzde beklemek, sakin kalmak, karar vermek için düşünmek, beklenmeyen durumlarda öfke kontrolü yapmak, karşılıksız değer vermek, güvenmek, sorunlara değil çözüme odaklanmak en zor sahip olunan yeterlilikler arasında. Bardağın dolu veya boş tarafına değil o bardağın içini doldurmak için neler yapacağımıza odaklanmakta mesele. Bunu da hemen şimdi istiyoruz her şeyde olduğu gibi, oysa emeksiz ve aniden dolan bardak bir o kadar çabuk ve hızlı boşalacaktır. İçi boşaltılmış bir dünyada değeri kendimiz belirler, içini kendimiz doldururuz. Ancak bu şekilde zamanımızı ne için harcadığımızı bilir yarattığımız değer için savaşırız. Güzel şeylerin zaman aldığını unutmamak, vakti geldiğinde emeklerinin karşılığını alacağına inanmak bizi hayata bağlayan, yaşama sevincimizi ve motivasyonumu tetikleyen ender şeylerden. Ne yapıyorsak değerlerimiz için bir mihenk taşı olduğunu düşünerek yaparsak eğer ürettiğimiz ne olursa olsun değerli ve kıymetli olur, fark yaratırız.

Gelecek, fark yaratan insanların dünyası olacak. Siz buna hazır mısınız? 

SosyalİK

Çok değil bundan yaklaşık beş yıl öncesine kadar telefonlarımızdaki veya sosyal ortamlardaki fotoğraflarımız genellikle eski tarz yani boy aynasında kendimizi nasıl görüyorsak, aile albümünde nasıl sırayla dizilmiş isek onun gibiydi. Belki de bir çoğumuzun fotoğraf merakı bile yoktu. Ne değişti de bilinç altımız bizi fotoğraf çekmeye ve paylaşmaya zorladı?

 

Yaptığımız her aktiviteden sonra bunu kanıtlama gereği duyar ve sosyal medya hesaplarımızdan arkadaş çevremize adeta gözdağı veririz. Bunun bir aşaması da enteresan bir şekilde yemeklerimizi yemeden önce fotoğraflayıp o an da paylaşımda bulunmak. Son zamanlarda bu tarz paylaşımlar sıradan, hatta paylaşmamanın eksiklik hissettirdiği hepimizin yaşadığı bir durumdur. Bu davranışın altında ne yatıyor henüz net olarak tanımlanmış değil fakat çıkan sonuçlardan bir tanesi de ‘’ben bu yemeği yiyorum haberiniz olsun’’ gibi söylemlerden olduğunu düşünmekteyim.

 

Yemek fotoğrafı paylaşımının yanı sıra artık sosyal anlamla sınırlı kalmıyor, iş dünyamızı da içine almaktan çekinmiyor, buna izin veriyor süslü paylaşımlar ile bilgiyi ve zekayı itibarsızlaştırıp sadece sosyal medyada nasıl göründüğünü önemsiyor ona göre itibar kazanıyoruz. Yeni nesil paylaşım kültürü hem iş hayatında hem de sosyal yaşantımızda çığ gibi büyüyerek nerede ne zaman ne yaptığımız anında sosyal medya hesaplarımızda yerini alıyor hızla tüketildikten sonra sosyal medya çöplüğüne bir ölü paylaşım daha ekleniyor. Bu davranışlarımızın genel olarak tanımlanma şekli ise sosyalleşme ya da sosyalik gibi terimler ile uyarlanıyor. (sosyalik kelimesini TDK da aramayın ben uydurdum)

 

Sosyalleşme yani bana göre yeni adıyla ‘sosyalik’ deyince aklımıza teknoloji çağında olmamızın etkisiyle genelde başta sosyal medya olmak üzere diğer internet ortamlarında vakit geçirmek anlamına geldiğini düşünüyoruz. Tabi sosyal medyadan önce sosyalleşmek deyince çok farklı anlamların aklımıza geldiğini hayal ediyor gibisiniz. Artık fotoğraf paylaşmanın bir tık ötesinde yeni teknolojik gelişmelerden kaynaklı yeni bir kültür ortaya çıktı. (Kültür: insan eliyle oluşturulmuş yapay ve kurallara uyulması için düzenlenen kurallar bütünü)

İşte son yılların efsanesi selfie kültürü ile tanışan, yediden yetmişe dünya çapında global bir iletişim ile yayılan yeni bir sosyal fotoğraf hapishanemizi yarattık. Öyle bir ortam oluştu ki bu selfie hapishanemizin gardiyanları yok, gardiyanlar bizzat elimizde tuttuğumuz telefonlarımız, nerde ne zaman ne yapmamız gerektiğini beynimizin yerine Android ya da IOS düşünür bize söyler ve biz sadece uygularız!

İş hayatında da durum pek farklı değil, bakınız;

Son zamanlarda sizlerin de dikkatini çekmiştir eminim, nitelikli niteliksiz azıcık ucundan iş hayatına tutunan insan kaynakları profesyonelleri ya da eğitim meraklısı birtakım gruplar türedi. Bilgisi olsun olmasın bir eğitim! düzenleniyor eğitim vermeye meraklı arkadaş powerpoint sunumuyla iki kelime ediyor, birkaç tane sosyal medya da paylaşılmak üzere selfie’ler çekiliyor, daha sonra ‘çok verimli bir eğitimdi’ etiketi yapıştırılıyor, yüzlerce tweet ve birkaç hashtag #ik #eğitim #hardworking, sosyal medya da check-in ve işlem tamam. Tebrikler artık başarılı bir eğitimcisiniz 🙂

Selfie

Her ne kadar donanımlı görünmek istesek de sadece selfie bize bir şey kazandırmaz temelinin dolu dolu, bilgi yüklü ve arka planının yoğun bir çalışmadan geçmesi gerektiğini unutmayalım. Bir adım geri gittiğimiz de kocaman bir boşluk değil bilgi deposu bulalım.

Umarım görünüşün değil bilginin, selfie’nin değil içeriğin önemli olduğu bir dünyaya merhaba diyebiliriz.

Sevgilerimle..